Gezi Parkı Olayları

Gezi Parkı Olayları ve Dijital Kaos

Tarihe bakıldığında dünya üzerindeki bütün toplumları ilgilendiren üç büyük devrimden söz edilebilir. Bunlar sırasıyla Tarım Devrimi, Sanayi Devrimi ve Bilişim Devrimi‘dir.

Yaşanan bu devrimlerin etki alanı ise baştan sona doğru gitgide artmakta.

Sanayi Devrimi; Tarım Devrimi‘nden, Bilişim Devrimi ise Sanayi Devrimi‘nden çok daha etkili ve farklı süreçler.

Dedelerimiz mum ışığında mektup yazardı.

Günümüzde ise teknoloji cebimize girdi. Artık tablet bilgisayar dönemindeyiz.

İnternetin; bilgiye ulaşma, kitlelere yayma ve iletişim konusunda sağladığı imkanlar, bu yeni dönemi geri dönüşü olmayan bir nokta haline getirdi.

İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte geleneksel birçok kavram önemli ölçüde ivme kaybetmeye ve değişmeye başladı.

Bunun başında ise geleneksel medya geliyor.

İnternet’in bu hızlı evrimi ve gelişimi süretle alternatif bir medya yapısı oluşmasını sağladı; sosyal medya!

Sosyal medya artık Türkiye’de Cumhurbaşkanı ve Başbakan düzeyinde verilen toplumsal mesajlarda kullanılan bir kavram.

Bulduğunuz yerin, yaşamakta olduğunuz zamanın ve en önemlisi gerçekte kim olduğunuzun hiç bir önemi olmayan bu sanal platformda yapabileceklerinizin sınırı net değil.

Bilgiyi üretmek ve çok hızlı yaymak bu yapı ile artık herkesin elinde.

Gerçek bir haberci olmanız, haber kaynağına ulaşmanız vs.. gibi kavramlara gerek bile yok.

Sadece bir akıllı cihazınızın ve internet bağlantınızın olması yeterli.

Dolayısıyla bu ortam hızlı ve kolay bilgi karmaşalarına ve hatalı yönlendirmelere açık.

Sosyal medya ile birlikte birçok yeni kavramı hayatımıza sokan bilişim çağının, ülkemizde çok daha farkedilir hale gelmesini sağlayan ve bugüne kadarki en sert sinir testinin yaşandığı olay ise Gezi Parkı Olayları oldu. (Wikipedia linkinden tüm süreci detaylıca öğrenebilirisiniz. Ben olayın nedeni ve oluşum sürecine değil, sonuçları ve aslında ne yapılması gerektiğine yoğunlaşmaya çalışacağım.)

Yeni nesil medya ve sosyal medya kavramını gücünü ve yapabilecekleri “halk” tam olarak bu olaylarla öğrendi.

Anonymous‘un da sürece dahil olmasıyla olay tam bir dijital kaos‘a dönüştü. Birçok devlet sitesi erişime kapatıldı.

İletişim devrinin nimetlerini yaşadığımız bu zamanlarda iletişimsizliğin sınırlarını zorlamaya başladık.

İnanılmaz bir bilgi karmaşası yaşanmaya başlandı.

Yaşananlar halkın tüm kesmine, her eve, her vatandaşa ve ülkeye ciddi zarar verir noktaya gelmeye başladı.

Hükümet’in hazırlıksız yakalandığı bu süreç, iyi yönetilemedi. Hala devam etmekte.

Siyasal Bilimler derslerinde öğretilen şu söylem; “Devlet organize bir yapıdır, bu nedenle güçlüdür. Kolluk kuvvetleri hiyerarşik olarak emir komuta zinciriyle yönetilir. Organizedir. Organize olmayan grupların devletler karşısında başarılı olamamasının en büyük nedenlerinden birisi de budur. Organize olmayan bir yapı, organize bir yapıyı hiç bir zaman mağlup edemez.” sosyal medya süreciyle tamamen tersine dönmeye başladı.

Twitter, Facebook, Tumblr gibi yapılarla artık daha kolay örgütlenebilen gruplar, hep bir anda sokağa çıkacak hıza ulaştı. Hackerlar devlet birimlerine anlık saldırılar düzenler, farklı gruplar sosyal medya sayesinde oldukça hızlı ve etkin şekilde organize olabilir hale geldi.

Devlet otoriteleri ise bu anlık saldırılar karşısında yaşanan hazırlıksız yakalanmalar, emir komuta zincirinin yavaş işlemesi gibi nedenlerle ciddi sorun yaşar oldu.

Sosyal medya’nın bir baş belası değil yönetilmesi gereken bir güç olduğu çok net ortaya çıktı.

Apolitik olduğu için eleştirilen gençlerin aslında apolitik olmadığı, dünyayı Radyo ve TV’lerden değil, mobil cihazlar üzerinden izlediği görüldü.

Gençler artık hız, şeffaflık, esneklik ve her an ulaşılabilirlik istiyor. Daha öncede ilk benim kullandığım ve 2010 yılında tanımını yaptığım Dijital Vatandaş kavramının anlamı bu.

Her birey artık bir dijital vatandaş.

‘Dijital Vatandaş’ın algısı doğru yönetilemediğinde ortaya çıkan manzara ise tam bir dijital kaos hali.

Türkiye’de şuan yaşanmak olduğumuz olaylarda bunun bir geniş özetini görmek mümkün.

Devletlerin artık kendi adlarına güvenlik için çalışacak hackerlara, grafiklere, sosyal medya uzmanlarına ihtiyacı var.

Bu yaşadığımız olayların üst küme olan Bilişim Devrimi içerisinde yeni bir döneme işaret ettiği ve farklı sonuçlar üreteceği kesin.

Analizin dışında bugüne kadar yaşanan olaylara ait kişisel düşüncelerim ise şu şekilde;

* Öncelikle kriz dönemlerinde Türkiye’den “haber almak” çok zor hale geliyor. Diğer ülkelerde nasıl bilmiyorum fakat iletişim çağında iletişim problemleri yaşıyoruz. İnsanlar yakınlarından haber alamıyor. Çoğunlukla haber yerine yorum ve dezenformasyon okuyoruz.

* Reyhanlı olayında da olduğu gibi, Taksim olaylarında da yayın yasağı çok yanlış. İnsanlar yayın yasağı nedeniyle sosyal medya da haberci olmayan kişilerin anlık düşüncelerini okuyor ve yayıyor. Olaylar bu nedenle çok daha kontrolsüz bir hal alıyor. Halbuki haber ve yayın habercilere bırakılsa ve medya üzerindeki baskı kalksa, sosyal medyada ki bu bilgi karmaşasınında önüne geçilebilir.

Uzun süredir Arap Baharı’nı, Occupy Wall Street’i ve Wikileaks‘i yakinen takip eden ve bu konularda makaleler yazan birisi olarak, dezenformasyonun bu kadar hızlı yayıldığına şahit olmamıştım. (Bu konulardaki diğer yazılarım; [1], [2], [3])

* Meşhur Stanford Profesör’ü Zimbardo’nun dediği gibi eline güç geçtiği zaman potansiyel olarak herkesin bunu suistimal etme ihtimali vardır. Dolayısı ile iyi polis, kötü polis yoktur. İyi asker, kötü asker de yoktur. Emir komuta zincirinde doğru karar veya yanlış karar vardır. Bu nedenle eline güç olan mercilerin daha akl-ı selim davranması ve halk odaklı düşünerek karar vermesi gerekir. Bu kararların farklı durumlara göre değiştirilebilir olması ve güncellenmesi gerekmektedir.

* Belediyecilik konularının belediyelere ve o bölgede yaşayan halka bırakılması gerekiyor. Üst yönetimin her olaya müdahil olması ve ‘micro management’ yapması halkta olumsuz tepkiye yol açıyor.

* Sosyal medya suistimale çok açık bir platform. Basın özgürlüğü kısıtlandığında başvurulan sosyal medyada içeriklerin yayılması an meselesi. Üzerinde oynanmış yüzlerce fotoğrafın paylaşıldığına bu süreçte hepimiz şahit olduk. Dolayısıyla burada her okuduğumuza inanmamalı, güvenmemeli ve buna göre yorum yapmamalıyız. Topluma mal olmuş isimlerin ‘Turkish Spring’ gibi tanımlamalarla açıklama yapmaları oldukça yanlış ve yoruma açıktır.

* Etrafımızdaki ülkelerde sırasıyla ‘Bahar’ mevsimleri yaşanıyorken kendi yöneticilerimiz bu tip toplumsal konularda daha duyarlı ve tedbirli olmalı. Ağaçların kesilmesi nedeniyle başlayan bir mesele bu kadar büyüyüp ileri gidebiliyorsa, burada herkesin yaptığı bir yanlış var demektir.

* Bu yaşananlardan hükümet kanadına, muhalefete ve halka ve en niyatinde bunların hepsini belirleyen ve içine alan seçmene ciddi mesajlar düşüyor. Demokrasi istiyorsak, demokratik davranmamız gerektiğini unutmamalıyız.

Son olarak Gezi Parkı olaylarının sosyal medya yansıması üzerine Twitter ile birlikte yapmış olduğumuz analiz çalışmasının sonuçlarını içeren şu sunumu paylaşmak istiyorum;



About

Babaoğlan is a seasoned sales leader and management professional with 8 years of diverse experience on solution selling and key account management in global players.



'Gezi Parkı Olayları ve Dijital Kaos' has 2 comments

  1. January 15, 2014 @ 3:01 pm Dijital Vatandaş | Ali Rıza Babaoğlan Personal Blog

    […] üzerine yazdığım ve “bence yapılması gerekenleri” paylaştığım sürece dair ilk yazımda da […]

    Reply

  2. January 15, 2014 @ 3:02 pm Gezi Parkı ve Sosyal Medya | Ali Rıza Babaoğlan Personal Blog

    […] (Bu makale de Gezi Parkı olaylarıyla sosyal medya ilişkisini analiz etmeye çalıştım. Gezi Parkı Protesto süreciyle ilgili analiz ve tavsiyeler üzerine makalem; Gezi Parkı Olayları ve Dijital Kaos) […]

    Reply


Would you like to share your thoughts?

Your email address will not be published.

Ali Rıza Babaoğlan 2006 - 2018 ©